 |
Türkü Sözleri

Ana Sayfa

A

B

C

Ç

D

E

F

G

H

I

İ

K

L

M

N

O

Ö

P

R

S

T

U

Ü

V

Y

Z
|
Kim Bu Neşet Ertaş?
Türkü rönesansının babası.Kim bu
Neşet Ertaş?Kırşehirli bir mahalli sanatçı mı?Türk halk müziğinin en
büyük ses ve saz ustası mı?Milli caz sanatçımız mı?Yoksa yaşanan
türkü rönesansının fikir babası mı?Ya da babası Muharrem Ertaş'ın
sazının emanetçisi mi?Ben süslü sözler söylemekten anlamam.Benim
hafızamdaki kelimeler 30 yıl öncesine ait.Bana soru sormak
yerine,benden türkü söylememi,saz çalmamı isteseniz.Ben de size
güzel güzel türküler çığırsam.
40 yıldır ismi türkülerle birlikte anılan Neşet Ertaş,yolu türkü
diyarından geçen, azıcık türküye gönül veren,tebessüm eden herkesin
yüreğinde ince bir sızı olmuş usta bir isim.Gönüllerden ve dillerden
eksik olmayan türküleri gibi kendisi de gizemli Ertaş'ın.Halk
müziğinin pirleri,arastırmacıları,sevenleri Neşet Ertaş'ı taniyan
hemen herkes onu,mevcut kalıp ve kurallar ölçüsünde anlamak ve
anlatmanın zorluğundan bahsederler hep.Hepsi bu kadarla da
bitmez.Neşet Ertaş,türküleri,söyleyiş tarzı,üslubu ve sazın teline
dokunuşu ile bile anlaşılması zor bir sanatçı.Peki kim bu Neset
Ertas? Yaşayan bir efsane Neşet Ertaş.Yaklaşık 40 yıl sazı ile sözü
ile gönülleri dağlayan bir efsane.Ayaklarını bastığı bu topraklardan
aldığı güçle sesini ötelerin ötesine duyuran bir
sanatçı.Kalabalıklardan köşe bucak kaçan;ancak hep bu milletin
içinde,dilinde olan bir garip insan.Efsanelerin gizemli bir yaşayışı
var.Neset Ertaş'ın da öyle.Tam bir buzdağı.Buzdağının görünen yüzü
onun hakkında bildiklerimiz. Bilmediklerimiz ise görünmeyen
yüzü.Türküleri dünya döndükçe dillerden düşmeyecek olan TRT'nin
Kırşehirli mahalli sanatçısı,aşıklık geleneğimizin son
temsilcisi,halk ozanı,"Türkülerin Babasi" ve Bozkır'ın Tezenesi.İşte
Neşet Ertaş'ın bilinen kısa yaşam öyküsü.
İkinci Dünya Savaşı'nın en çetin yıllarında dünyaya geldi Neset
Ertaş.Doğdugu gün, sazı göbeğine koymuşlar ve babası Muharrem
Ertaş'a haber salmışlar,"Bir oglun oldu gel ona saz
çal."diye.Türkiye bu savaşa katılmasa da Anadolu insanı bu savaşın
neticelerini iliklerine kadar hissetti,malum.Ertaş'ın çocuklugu bir
yandan baba mesleği
çalgıcılığı öğrenmekle,diğer yandan köy köy dolaşarak bir öğün yemek
için un,buğday ve ekmek toplamakla geçmiş.O günlerde,bir kuru ekmek
için kapılarına kadar gelen saz çalıp türkü söyleyen bir "fenomen"
olacağı bilinmiyordu elbet.Babasi bozlak ustası Muharrem Ertaş'ın
ocağında pişen;sazı,sözü ve hayatı bu okulda öğrenen
Neşet Ertaş,baba okulunun kendisi için hem ilk,hem orta,hem lise,hem
de konservatuvar ve üniversite niteliğinde olduğunu söylüyor.Başka
eğitim almayan sanatçının sıra arkadaşları ise Hacı Taşan,Çekiç Ali
ve bugün tarihin adından
bahsetmediği nice bozlak ustası.
Garibin çilesi...Neşet Ertaş,kabuğunu kırana kadar Kırşehir ve
çevresinde düğünlerde saz çalıp,türkü söyleyerek geçinir.Zar zor
bulduğu üç-beş kurusu cebine koyarak 1957'de İstanbul'a gelir.Camda
gördüğü bir ilan üzerine soluğu Sençalar Plak'ta alır.Elinde sazı
ile dükkandan içeri giren garip adam ilk sınavını da babasının ünlü
bozlaği "Neden garip
garip ötersin bülbül" ile verir.Ertaş' ın profesyonel müzik
hayatında seslendirdiği ilk parça olan Garip Bülbül'ün sözleri de
onun yaşamıyla bütünleşmektedir.Garip adamın hayatında "garip" liğin
ayrı bir yeri var.Ertaş daha çocukken yaktığı hiçbir türkünün
sonunda adını kullanmazmış.Bu durum baba Muharrem Ertaş'ın dikkatini
çekmiş ve bir
gün "Oğlum sen yeni birşeyler yapıyorsun ama türkünün sonunda adını
kullanmıyorsun" demiş.Bunun üzerine Neşet Ertaş babasına sonuna
birşey ekleyeyim mi? diye sormuş. Muharrem Ertaş'ın yanıtı bu kez
"garip" olmuş."Bizler garibiz oğlum.Soyadımız yokken bizlere garip
derlerdi.Gönül de gariptir oğlum."Işte hayatı boyunca "garip" likten
kurtulamayacak adamın ilk plağının adı böylece "Garip Bülbül" olmuş.
Leylasını Arayan Adam... 1960'lı yıllara gelindiğinde sesi ve sazı
gümbür gümbür ses veren Neşet Ertaş artık
bozlak havaları ile dikkat çekmeye başlar.Tınılarına,ritmine bir
takılan bir daha kendisini alamaz.Türkü ile bağlamayı,bağlama ile
türküyü birbirine kenetleyen Ertaş'ın yerel ağızla söylediği bozlak
türkülerinde kendisini,yıllarca çektiği acıları,sineye çektikleri,
dışa vurabildikleridir dillendirilmekte olan.Ama herkes bu
türkülerde kendini buluyor.
Neşet Ertaş türkülerindeki "Gönül" herkesin gönlü,"Sevgi" hepimizin
sevgilisi,"Gurbet" tümümüzün ortak acısı,"Leyla" ise yüreğimize
düşen aşk.Aşk ateşi sinesine düşen Ertaş en güzel türkülerini bu
dönemde seslendirdi.Bu türkülerle yola çıkan birçok isim şöhret
oldu.Barış Manço'nun, Cem Karaca'nın,Selda Bagcan'ın,Ajda Pekkan'ın
ve Zeki Müren'in
dillerinde Ertaş'ın türküleri vardi.Türkülerin yeniden şaha kalktığı
son zamanlarda ise Neşet Ertaş türkülerini yorumlayanların haddi
hesabı yok.Ancak ne yazık ki sanatçı bu türkülerin hiçbirinden telif
hakkı alamadı,alamıyor.
Kalabalıkların İçinde Yapayalnız... Neşet Ertaş ikinci plağı "Gitme
Leylam" ile türkülerin peşinde koşmaya devam eder.
Sanatçının türkülerinin geniş kitlelerce kabul görmesi onu da köyden
şehre çeker.Şöhret Ertaş'ın avucunun içindedir.Ama Neşet Ertaş
alışık değildir,böyle ışıltılı mekanlara.Elindeki sazı,Kırşehir ve
çevresinden getirdiği ezgileri ve "Dadlı Dillim" kadar özgün ve saf
Türkçesi ile söyler türkülerini,tüm mütevaziliği ve sadeliği
ile.Koca ve kalabalık bir şehirde,"otel odasında" yaşar yapayalnız.Ertaş
kalabalıklardan kaçmaya başlar ve "Gurbet'e türkü
yakar.Ama çark kurulmuştur bir kere.Neşet Ertaş söyler,45'likler
şimdiye kadar eşine ve benzerine rastlanmamış bir şekilde satar ve
patronlar zengin olur.
Sadece patronlar mı?Ertaş'ın yüze yakın korsan kasetini basan
binlerce insan da yükünü tutar bu arada.Ertaş ise her zamanki
mütevaziliği ile plaklarından ve korsan kasetlerinden yüzbinler
satan "yüzsüzler" e karşı:
"Size hiçbirşey yapmıyorum,sadece sizin adınıza üzülüyorum" demekle
yetinir ve onları "Allah'a havale" eder.
Ertaş'ın çevresindeki herkes degişir bu dönemde.Ama Neşet Ertaş ve
talihi degişmez. "Bir lokma ekmek,bir paket sigara diyen" Neşet
Ertaş başladığı yere gelir ve dügün salonlarında ekmek parası için
çalmaya devam eder.Neşet Ertaş'ın hayatında geçinmek için,çalıp
söyledigi düğün salonlarının bugün de ayrı bir yeri var.O bunu
"İnsanların
mutlu gününde çalmanın verdiği keyif" olarak açıklıyor ama
sözlerinden,davranışlarından da yaşama kırgınlığını sezmemek mümkün
değil.Türkülerin duayeni bir ismin halen düğün salonlarında
çalmasından kim rahatsız olur bilmem ama bundan Ertaş kesinlikle
yüksünmüyor.Bilakis o düğün salonlarında çalmayı baba mesleği ve
onurlu bir yaşam
mücadelesi olarak kabul ediyor. Hem de "benim için bin kişi de
insandır,yüz bin kişi de insandır degişmez.Ben içimden geldiği gibi
yaşıyorum" diyerek...
Efsanenin Keşfi (!) Medyaya gelince,bizler türkünün son büyük
temsilcisi Neset Ertaş'ı TRT'nin mantığı ile
"Kırşehirli mahalli sanatçı" olarak gördük hep. Siyah-beyaz
televizyonların evlere yeni yeni girdiği dönemde tek lüksümüz olan
radyolarda ise şu anons vardır hep: "Şimdi Kırşehirli mahalli
sanatçı Neset Ertaş'tan türküler dinleyeceksiniz" ve birkaç türkü
dinledikten sonra da "Kırşehirli mahalli sanatçı Neşet Ertaş'tan
türküler dinlediniz."Bu dönemde yalnızlık ve yoksulluk ikileminde
bocalayan,bir düğün salonundan çıkıp,diğerine koşan Neşet Ertaş'ın
tek dostu içki ve sıgarasıydı.Ancak bu dostları da ona kazık attı ve
içki yüzünden Ertaş'ın parmaklarında uyuşma meydana geldi.Hastalığın
ilerlemesi yüzünden sanatçı artık düğün salonlarında da çalamaz
oldu.Bu da onun için açlık ve yokluk demekti.Bulduğu birkaç lirayı
da hastanelere veren Ertaş'ın tedavisi sonuç vermeyince,Almanya'da
yaşayan kardeşinin çağrısı üzerine oraya gitmeye karar verdi.
Almanya'daki tedavi uzun süreceğinden dolayı buraya yerleşme kararı
alan Neşet Ertaş, 25 yıldır bu ülkede yaşıyor.Yine bir düğün
salonunda türkü söyleyen Neşet Ertaş'ı Türkiye' den önce keşfeden ve
ona üniversitelerinde hocalık görevi veren Almanlar,sanatıçının
yaşama bağlanmasında önemli bir görev ifa ettiler.Almanya Ertaş'ın
ikinci vatanı ve olgunluk döneminde türküler seslendirdiği,fikri ve
felsefi düsüncesinde değişiklikler meydana getirdiği ülke.Ertaş'ın
Almanya'ya yerleşmesinde "Ben mektep medrese görmedim,bari üç
çocugum görsün onlar da benim gibi çile çekmesin" düşüncesi hayli
etkili oldu.Almanya'daki yaşamından gayet memnun olan sanatçının
hoşlanmadığı
şeylerin başında,1998'e kadar,her iki yılda bir basında çıkan "Neşet
Ertaş öldü" söylentileri gelmekte.Bunları yalanlamak ve ölmediğini
göstermek için yine bir gün Türkiye'ye gelen ve İbrahim Tatlıses'in
programına çıkarak tüm Türkiye'ye türkü ziyafeti çeken sanatçının bu
gelişi diğerlerinden farklı oldu.Ertaş hem yaşadığını kanıtladı hem
de türkülerin varolduğunun altını çizdi.Bugüne kadar kasetlerinden
doğru dürüst ekmek yiyemeyen Neşet Ertaş satılan eserlerinden yasal
olarak para kazanıyor artık.Neşet Ertaş'ı keşfin ikinci ayağı da
Ramazan Bayramı'nın üçüncü günü gerçeklesti.Neşet Ertaş Kitabı'nın
tanıtımı için Türkiye'ye gelen sanatçı,Bayram Bilge Tokel'in "Gönül
Dağı" programında gönül dostları ile hasret giderdi.Bu programla
Türkiye'nin gündemine yeniden oturan Neşet Ertaş'ı medya bir kez
daha keşfetme zahmetinde bulundu. Program sonrası Neşet Ertaş'ın
kaldığı otel basın mensuplarının akınına uğradı.Bu tür karşılamalara
alışkın olmayan sanatçının şaşkınlığı gözlerden kaçmadı.Şaşıran
sadece sanatçı değildi . Karşılarında alışılmışın dışında,mütevazi
ve farklı bir sanatçı bulan bizler de şaşırdık. Sorularımzıa tüm
samimiyeti ve doğallığı ile cevap vermeye çalışan usta,bizlerin kimi
yeni kelimelerle(!) oluşturduğu soru cümlelerine "Ben bu tür
sözlerden anlamam.Uzun süredir Almanya'da yaşadığım için yeni
kelimelerden habersizim.Benim belleğimdeki kelimeler ise 25-30 yıl
önceye ait.Dolayısıyla öyle süslü kelimelerle size cevap
veremiyorum.Ben türkü çığırmaktan,saz çalmaktan anlarım. Benden bunu
isteyin size kurban olayım" diyerek karşılık veriyordu.
Neşet Ertaş için Cem Karaca ve Fatih Kısaparmak neler dedi? TIKLAYIN
Katkılarından dolayı teşekkürler Alptekin ŞİMŞEK
|